İstanbul
30°

AÇIK

20:32

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Teknoloji şirketleri “Büyük Birader” olma yolunda

Teknoloji şirketleri “Büyük Birader” olma yolunda

ABONE OL
26 Eylül 2020 11:29
Teknoloji şirketleri “Büyük Birader” olma yolunda
0

BEĞENDİM

ABONE OL
– Çin’de uygulanan Sosyal Kredi Sistemi ve akıllı ev sistemleri gibi yeni teknolojik projeler mahremiyet tartışmalarının yeniden alevlenmesine sebebiyet veriyor
– Teknolojinin insan hayatının hemen hemen her alanında etkinliğini artırdığı günümüzde “Cesur Yeni Dünya” ve “1984” romanlarının anlattığı ve insan hayatının sürekli gözlem altında olduğu distopyalar yeniden akıllara geliyor
– Opinion Dijital Medya Ajans Başkanı Doç.Dr. Berrin Kalsın:
– “Dijital dünyanın hayatımıza getirdiği en büyük etik sorunlardan biri mahremiyet konusu oldu”
– “Teknolojik gelişmelere ayak uydurma ve çağı yakalama düşüncesi ile birçok insan özel bilgilerini, alışkanlıklarını veya mahremiyetini bu teknolojilere açmak durumunda kalıyor”

İSTANBUL (AA) – Büyük teknoloji şirketlerinin yeni geliştirdikleri teknolojilerle kişileri çevrimiçi ve çevrimdışı alanlarda takip eder hale gelmesi distopyalar gerçeği mi dönüşüyor tartışmalarını gündeme getiriyor.

1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşı ardından yazılan iki distopya özelliği taşıyan roman sadece batı dünyasında değil tüm dünyada büyük etki uyandırmıştı. Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” ve George Orwell’in “1984” romanları belki yazıldıkları dönemlerden daha çok bugünü ilgilendiren pek çok öğeyi barındırıyor.

Orwell kitabında baskı ile insanların her hareketlerinin “Büyük Birader” tarafından takip edildiği bir distopyayı kitabına yansıtırken, Huxley ise kitabında insanların dışarıdan dayatmaya gerek kalmadan, teknolojileri kendilerinin seve seve kullanacağını iddia etmişti. Orwell bilginin insanlardan saklanacağı bir distopyayı anlatırken, Huxley ise insanlığı pasifliğe ve egoizme sürükleyecek kadar insanların enformasyon yağmuruna tutulacakları bir gelecekten korktuğunu anlatmıştı.

Teknolojinin insan hayatının hemen hemen her alanında etkinliğini artırdığı bir dönemde “Cesur Yeni Dünya” ve “1984” romanları  daha fazla okunmaya ve tartışılmaya devam ediyor. Distopyalarda olduğu gibi yeni teknolojilerle birlikte insanların online davranışlarından evlerinin içinden yaşamlarına kadar hemen hemen her anları takip edilir hale geldi.

Çin’de vatandaşların borç durumlarından sokaktaki davranışlarına kadar yüz tanıma sistemli kameralar ve algoritmalarla takip edilerek puanlandığı Sosyal Kredi Sistemi’nin hayata geçmesi, Orwell’ın insanların baskı ile bütün hareketlerinin takip edildiği distopyasının gerçeğe dönüşeceği tezlerini akıllara getirirken, evlerde kullanılan kameralar ve ev asistanlarını kendi istekleri ile kullanan ve internete günlük hayatı ile ilgili bütün detayları koyan insanların davranışları da Huxley’in distopyasına daha yakın olduğumuz kanısını güçlendiriyor.

The Atlantic sitesinde yer alana habere göre, Google geliştirdiği yeni proje ile akıllı kameralar aracılığıyla kişilerin evlerindeki davranışlarını takip edip analiz ederek kullanıcılar için önerilerde bulunmaya hazırlanıyor. Evde kullanılan eşyaların özelliklerine kadar tespit edebilme yeteneğine sahip olacak cihazlarla kullanıcılara nasıl alışveriş yapmaları gerektiğinden ne izlemesi gerektiğine kadar bir çok tavsiyede bulunacak.

Elon Musk’ın geçen ay açıkladığı insan beynine yerleştirilmesi planlanan çip projesinin duyurulması ile gelecekte insanların 7-24 her hareketlerinin takip edileceği düzenin ortaya çıkacağı bir teknolojik distopyanın artık çok yakın olduğu görüşleri de artık iyiden iyiye ağırlık kazanmış oldu.

– “Dijital dünyanın getirdiği en büyük sorun mahremiyet”

Opinion Dijital Medya Ajans Başkanı Doç.Dr. Berrin Kalsın, AA muhabirine yaptığı açıklamada dijital dünyanın hayatımıza getirdiği en büyük etik sorunlardan birinin mahremiyet konusu olduğunu söyledi. Her geçen gün insanların hayatlarına nüfus eden bu yeni teknolojilerin beraberinde birtakım zorlukları ve sıkıntıları beraberinde getirdiğini altını çizen Kalsın, “Dijital mahremiyeti ve gözetimi düzenleyen küresel kurallar hakkında halen tartışmalar sürüyor. Hali hazırda birçok veriyi bilerek ya da bilmeden teslim ettiğimiz teknoloji şirketleri şimdi de hayatımızı kolaylaştırma veya sağlığımızı koruma adı altında yenilikçi çalışmalar yapıyorlar. Bu çalışmalar her ne kadar insanlığa hizmet eden çalışmalar olsa da arka planında ‘mahremiyetin sınırları nedir?’ sorusunu gündeme getiriyor.” şeklinde konuştu.

Akıllı ev teknolojisi alanından ortaya çıkabilecek mahremiyet sorunlarına da değinen Kalsın, şunları söyledi:

“Google Akıllı Ev’de ses eşleştirmesi yaparak profili oluşturduğunuzda, akıllı hoparlörleriniz sesinizi dinleyebiliyor ve sizi tanıyabilmek için bunu bir çeşit parmak izi gibi kullanıyor. Bu şekilde, yalnızca siz takviminizi kontrol edebiliyorsunuz veya alışveriş listenizi ekleyebiliyorsunuz. İşin sıkıntılı yanı ise ses eşleştirmesi yaparak Google’a hakkınızda önemli bir veriyi veriyorsunuz. Google, ‘bilgilerin sizi daha iyi tanımlamak için Google’a geçici olarak gönderilebilmesine izin ver’ uyarısıyla bu verilerin bulutta değil tamamen cihazlarınızda depolandığını söylüyor. Ancak bu bile kullanıcının kafasında soru işaretleri belirtmeye yetiyor. Tüm dünya genelinde veri sorunları bu denli artmışken insanların tam anlamıyla Google’a evinin mahremiyetini teslim etmesi kolay olmayacak gibi gözüküyor.”

Kovid-19’un patlak vermesinden bu yana, hükümetlerin dikkatlerini dijital temas uygulamalarına çevirdiğini anımsatan Kalsın, “Pek çok ülkede bu durumun 11 Eylül sonrası gözetleme çalışmalarını hatırlattığını ileri süren kamuoyu tartışmaları yaşanıyor. Açıkçası dijital gözetim olgusunda alarm zilleri yeniden çalmaya başladı ve bu teknolojinin mahremiyet için yarattığı risklere tekrar odaklandık. Apple ve Google’ın Nisan 2020’de kişi izleme uygulamasını piyasaya sürmeleriyle, dünyanın önde gelen gizlilik uzmanlarından bazıları bu girişimi gizliliği koruyan teknik özellikleri nedeniyle ayakta alkışladı. Hatta ilginç bir şekilde teknoloji devleri, bazı demokratik hükümetlerden daha fazla mahremiyet savunucusu olarak gösterildi.” diye konuştu.

– Gözetim toplumu

Son dönemin en çok tartışılan konularından biri olan “gözetim toplumu” kavramına da değinen Kalsın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gözetim toplumu olarak öne çıkan kavramın temelinde, özel hayata dair bütün detayların devamlı olarak şirketler ve devlet organları tarafından elde edilmesi, depolanması ve işlenmesi yatıyor. Geçtiğimiz yıllarda sıklıkla karşılaştığımız ve tartışılan bir kavram haline gelen gözetim toplumu özellikle akıllı telefonlar ve bilgisayarla doruk noktasına ulaştı. İnsanların her geçen gün karşılarına çıkan yeni teknolojik gelişmeler bu kavramın daha da ön plana çıkmasını sağlıyor. Teknolojik gelişmelere ayak uydurma ve çağı yakalama düşüncesi ile birçok insan özel bilgilerini, alışkanlıklarını veya mahremiyetini bu teknolojilere açmak durumunda kalıyor. Bu durum ise artık yavaş yavaş insanların mahremiyetin sınırlarını gözden kaçırmasına ve bu duruma alışmasına sebebiyet veriyor.”

    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.