İstanbul
23°

AZ BULUTLU

13:03

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Kurumlar ve kurumsal değerlerle oynayarak devlet yönetilmez

Kurumlar ve kurumsal değerlerle oynayarak devlet yönetilmez

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, "Sayın Erdoğan; kurumlar ve kurumsal değerlerle oynayarak, devlet yönetilmez. Altı ayda bir Merkez Bankası Başkanı değiştirerek, ekonomi yönetilmez. Merkez Bankası Başkanı’nın bir gece kararnamesiyle görevden alındığı bir ülkede, istikrardan bahsedemezsin." dedi.

ABONE OL
31 Mart 2021 15:37
Kurumlar ve kurumsal değerlerle oynayarak devlet yönetilmez
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Akşener, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarının “keyfi yönetim anlayışının” Türkiye’ye olan maliyetinin her geçen gün arttığını belirterek, “İnsan haklarında artıyor, kadın haklarında artıyor, demokrasi için artıyor, ekonomi için artıyor, çevre için artıyor. Sayın Erdoğan’ın attığı her düşüncesiz adım, milletimizin aleyhine çalışıyor.” dedi.

Bu aralar 7’den 70’e herkeste bir tedirginlik olduğunu savunan Akşener, “(Eyvah, yoksa damat geri mi dönüyor?) sorusu, her mecrada dillendirilmeye başlandı. 2,5 yıl boyunca bu kürsüden, damat bakanın ekonomiyi yönetemeyeceğini anlattım. Başarısızlıklarla dolu 2,5 yılın sonunda, nihayet bu hatadan dönüldü. Öyle başarısız bir 2,5 yıl geçti ki, bugün biri, damat bakan ile ekonomi kavramını, aynı cümle içinde kullansa, dolar fırlıyor. Kendisinin ekonomi yönetimi kariyerinde; hazinenin 128 milyar dolarlık rezervi erimiş, Türk Lirası pula dönmüş, işsizlik artmış, faiz artmış, enflasyon artmışken; bu işi beceremediğini, defalarca kanıtlamış bir insanın, tekrar bu konularla anılmasını bile, son derece saçma ve sakıncalı buluyorum. Ama maalesef, Sayın Erdoğan, saçmalama konusunda, çıtayı uzaya çıkardığından, maalesef kesin konuşamıyorum.” dedi.

“Faiz sebep, enflasyon sonuç” cümlesinin hala dillendirildiğini anımsatan Akşener, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sayın Erdoğan, bu müthiş doktrinini, ilk kez ortaya attığında, dolar 2 liraydı. Enflasyon, tek haneliydi. Faizler de, yüzde 6’ydı. Şimdi geldiğimiz durumda ise, faiz, yüzde 19, dolar neredeyse 8 buçuk lira. Enflasyonu tutabilene aşk olsun. Sayın Erdoğan; kurumlar ve kurumsal değerlerle oynayarak, devlet yönetilmez. Altı ayda bir Merkez Bankası Başkanı değiştirerek, ekonomi yönetilmez. Merkez Bankası Başkanı’nın bir gece kararnamesiyle görevden alındığı bir ülkede, istikrardan bahsedemezsin. Eski başkan Sayın Ağbal’ı, faizleri artırdığı için görevden aldın değil mi? En azından, kamuoyuna böyle yansımasına izin verdin ama nedense, yeni gelen başkanın ilk beyanatı, yüksek faiz politikasını, sürdürmekten yana oldu.

Ben de şimdi doğal olarak, sormak istiyorum: Madem yeni başkan, faiz düşürmeyecekti, o zaman, Sayın Ağbal’ı neden görevden aldın? Bu gece yarısı operasyonu sonucunda, Türk Lirası dolar karşısında yüzde 15’e yakın değer kaybetti. Madem yeni başkan, aynı politikaları sürdürecekti, o zaman, neden bizi bir gecede yüzde 15 fakirleştirdin? Bu sorunun cevabı aslında basit. Görülüyor ki; Merkez Bankası Başkanı değişikliğinin gerekçesi, ekonomi değil. Milletin refahı, esnafın, çiftçinin sorunları hiç değil. Türkiye, AK Parti içindeki çekişmelere, siyasi hesaplaşmalara kurban ediliyor. Bu güzel memleket, bu hoyrat ve şuursuz anlayışa kurban ediliyor. Gece yarısı yapılan gizemli atamalarla, koskoca Türkiye’nin itibarı ayaklar altına alınıyor. Bu kendini bilmezliğin, ekonomide yarattığı tahribatın hesabını kim verecek?”

Sadece kur artışından dolayı, kamunun borcunun 225 milyar lira, özel sektörün borcu da 250 milyar lira arttığını belirten Akşener, “Liyakatsizliğin, keyfiyetin ve cehaletin” Türk ekonomisine, son 10 gündeki maliyetinin, 500 milyar lirayı bulduğunu söyledi.

Akşener, “Bu maliyeti, saray zenginleri, 3-5 yerden maaş alan kardeşler, yeğenler, kayınçolar, danışmanlar, o beş müteahhit ve havuz medyası da ödemeyecek. Bu maliyeti, çiftçilerimiz, esnaflarımız, sanayicilerimiz, emeklilerimiz, memurlarımız, çalışanlarımız, gençlerimiz, kadınlarımız ödeyecek. Bu maliyeti, hepimiz ödeyeceğiz, bir tek onlar ödemeyecek. Çünkü bu maliyet, bu ucube sistemin ve onun arkasındaki bu çarpık zihniyetin sonucudur.” dedi.

İYİ Parti olarak, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını önemsediklerini ve bunu her fırsatta vurguladıklarını dile getiren Akşener, “Merkez Bankası yönetiminin bağımsızlığı ve güvencesiyle ilgili olarak, Yüce Meclis’e bir de kanun teklifi verdik. Teklifimize göre, Merkez Bankası başkanları, beş yıl süreyle atanabilecek, ve görev süresi dolmadan görevden alınamayacak. Çünkü, Cumhurbaşkanı’nın bir gece, rüyasında görüp, görevden alabildiği bir Merkez Bankası Başkanı’nın, görevini hakkıyla yapabilmesinden söz edemeyiz. O yüzden, süresinden önce görevden alınamamasını, hüküm altına alıp, görev güvencesi sağlıyoruz.” dedi.

Kanun teklifi ile ayrıca, Para Politikası Kurulu’nun üyelerinden birinin de, reel sektör temsilcisi olmasını sağladıklarını belirten Akşener, “TOBB’un önereceği üç adaydan birinin, Cumhurbaşkanı tarafından, Para Politikası Kurulu’na atanması hükmünü getiriyoruz. Bu vesileyle, kanun teklifimize, başta, sözde reformseven AK Parti ve küçük ortağı olmak üzere, Meclisteki tüm partilerin desteğini bekliyoruz.” diye konuştu.

Akşener, “Mübarek ramazan ayında toplu iftar yasakmış. El Hak, bu şartlarda doğru bir karar ama doğal olarak bu fevkalade duyarlı arkadaşlara sormak istiyorum, sizin lebalep kongrelerinizdeki keyfiniz Allah’ın sofrasından daha mı kıymetliydi?” dedi.

Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan Akşener, iktidarın Türkiye’ye verecek hiçbir şeyinin kalmadığını, ülkenin geleceğini değil kendi geleceğini düşündüğünü ileri sürdü. “Ahlak, erdem ve doğruluğun AK Parti Genel Merkezi’nin kapısından giremediğini” iddia eden Akşener, “Nitekim, ‘Güzel ahlakı tamamlamaya gönderildim.’ buyuran efendimizin yolundan saptıklarından beri iktidarları dikiş tutmuyor, kadroları iflah olmuyor. Son üç ayda arabasında 100 kilo eroin ile yakalanan eski büyükelçilik basın müşaviri, Samsun Büyükşehir Belediyesinde yolsuzluktan tutuklanıp evinde 10 milyon bulunan daire başkanı derken, her geçen gün, ‘Asım’ın neslini yaratacağız.’ diyerek iktidara gelenlerin düştükleri hazin durumun yeni örneklerine şahit oluyoruz.” diye konuştu.

Akşener, isim vermeden uyuşturucu kullandığı görüntüleri ortaya çıkan Kürşat Ayvatoğlu ile ilgili tartışmalara değindi. “Ahlakla arasına epey bir mesafe koymuş, ahlaksızlığı ve vicdansızlığı büyüklerinden öğrenmiş bir genci linç etmeyeceğini” söyleyen Akşener, şu ifadeleri kullandı:

“Gençler yanlış yapabilir, nefislerine yenik düşebilir. Benim meselem, o gencimiz de dahil tüm gençlerimizi bu zihniyetin yarattığı ahlak erozyonundan koruyup kollamaktır. Benim meselem, hata yapan gençlerle değil, onları hak yolundan ayıran bu karanlık zihniyetledir. O gencimiz ne diyor? ‘AK Parti’de görev alırsam daha çok kazanmamın önü açılır diye düşündüm.’ Ne kadar acı değil mi? ‘Çok çalışırsam, çabalarsam, emek verirsem sonunda başarırım, helaliyle kazanırım.’ değil, ‘AK Parti’de görev alırsam, daha çok kazanırım.’ Gençlerimizi böyle düşünmek zorunda bırakanlara yazıklar olsun.”

Pandemiyle mücadele

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın pandemiye karşı yeni önlemleri açıkladığını anımsatan Akşener, şunları söyledi:

“Buna göre mübarek ramazan ayında toplu iftar yasakmış. El Hak, bu şartlarda doğru bir karar ama doğal olarak bu fevkalade duyarlı arkadaşlara sormak istiyorum, sizin lebalep kongrelerinizdeki keyfiniz Allah’ın sofrasından daha mı kıymetliydi? Kongrelerinize yasak gerektirecek bir durum yoktu da mübarek sofralarda mı aklınız başınıza geldi? Kısıtlama sadece iftarla sınırlı değil, restoranlar, lokantalar, on binlerce işletme yeniden kapanacakmış. Yahu siz ne vicdansız ne izansız insanlarsınız. Lokantalarda, kafelerde 3-5 kişi bir araya gelince salgın yayılıyor da binlerce kişiyi toplayıp getirdiğiniz kongrelerinizde virüs tatile mi çıkıyordu? Yazıklar olsun. Bir yandan, pandemi kurallarına uymayan vatandaşlarımıza ardı ardına ceza kestiniz, diğer yandan aynı kuralları kongrelerinizde sırıtarak çiğneyip bir de utanmadan oluşan kalabalıkla övünmekten geri durmadınız. Salgının başından beri kurallara uymakta hassasiyet gösteren aziz milletimizin sağlığını göz göre göre tehlikeye atmaktan çekinmediniz. Sonra ne oldu? Ankara’daki salona doldurulan ya da dışarıda toplanan binlerce korona elçisi ülkemizin dört bir yanına dağıldı. Ve sonuç ortada.”

Meral Akşener, salgınla mücadelede olduğu gibi ekonomide, hukukta, insan haklarında ve demokraside de yönetim zafiyeti olduğunu ileri sürdü.

Kim ne derse desin, o sözleşme hala geçerli

İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesini eleştiren Akşener, kim ne derse desin, sözleşmenin hala geçerli olduğunu, sözleşmeden çekilme yönteminin de açıklanan kararın da hem hukuken hem de siyaseten geçersiz olduğunu iddia etti. Akşener, “Sayın Erdoğan, burası muz cumhuriyeti değil muhterem. Burası memleketi benzetmeye çalıştığın bir üçüncü dünya ülkesi de değil. Burası binlerce yıllık devlet geleneğinin sonucu olan büyük Türkiye Cumhuriyeti. Aklını başına devşir, böyle şımarıklık olmaz, böyle devlet yönetilmez. Kendisi bir de çıkmış, cuma namazı sonrasında kadınlarımızı tehdit eder gibi diyor ki ‘O iş bitti, önünü ardını kurcalamayın’. Şu tavra bakar mısınız? Emrin olur ağam. Bu tehditler kadınlara sökmez Sayın Erdoğan. Tacize, tecavüze, hakarete, dayağa boyun eğmemiş o kadınlar, senin tehditlerine hiç boyun eğmez.” dedi.

Kadınlar “O iş bitti.” demeden bu işin bitmeyeceğini dile getiren Akşener, “Sen ‘O iş bitti’ dediğinden beri 7 kadınımız öldürüldü. Söyle bakalım, o iş gerçekten bitmiş mi Sayın Erdoğan? O iş kadınlara musallat olan bu ahlaksızlık bitmeden bitmez. Kadınlar sokakta korkmadan yürümeden bitmez. Kız çocuklarımıza göz koyan sapıklar bitmeden bitmez. O iş kokuşmuş zihniyetiniz bitene kadar bitmez.” şeklinde konuştu.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un Montrö Sözleşmesi’ne yönelik sözlerini aktaran Akşener, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Türk milletinin iradesinin tecelligahı Büyük Millet Meclisinin Başkanı çıktı ve dedi ki ‘Cumhurbaşkanı isterse Montrö’den de çekilir.’ Bu lafı eden hukuk profesörüne bir bakar mısınız? Meclis çiğnenmiş, milletin iradesi çiğnenmiş; sahip çıkacağına, ‘millet iradesi’ diyeceğine çıkmış bir de üzerinde tepiniyor. Kurtuluş Savaşı’nı yapmış Gazi Meclis’in Başkanı değil sanki sarayın Meclis’teki irtibat bürosu şefi konuşuyor. Yazıklar olsun. Şimdiden uyarıyorum. Aklınızdan bile geçirmeyin. Ege’deki adalarımıza çöken Yunanistan karşısındaki ezikliğinizi gizlemek için Lozan’a, Kanal İstanbul saçmalığınıza kılıf uydurmak için de Montrö’ye göz dikmeyin. Ne tarih ne de kahraman ecdadımız sizi affetmez. Bunu böyle bilin.”

Meral Akşener, konuşmasının bir bölümünde 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü nedeniyle otizm hastası Cemil Akşemsettinoğlu ve annesi Nevin Aktulga’yı kürsüye davet etti.

Aktulga, otizim hastalarıyla ilgili yazdığı kitabı Akşener’e hediye etti. Cemil Akşemsettinoğlu da kürsüde Öğrenci Andı’nı okudu.

Kapalı kapılar ardında Çin’le iş mi çeviriyorsunuz?

Konuşmasına kaldığı yerden devam eden Akşener, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi’nin, Barzani yönetiminin etkisiyle görevden alındığı yönünde bilgiler aldıklarını ifade etti. Akşener, böyle bir durumda iktidarın gereğini yapması gerektiğini, aksi takdirde milletin sandıkta gereğini yapacağını belirterek şöyle devam etti:

“Türk’le ve Türklükle arasına koyduğu mesafeyi Öcalan ailesiyle arasına koyamayan, İhvancılara gerdiği kolu kanadı Erşat Salihi’ye geremeyen iktidar ve küçük ortağı, Uygurlara zulmeden Çin’in Dışişleri Bakanı’nı lunaparktaki çocuklar gibi karşıladılar. Utanmadan, sıkılmadan kameraların önüne geçip ‘çak’ bile yaptılar. Bu tip samimi halleri görünce beni ister istemez bir endişe alıyor. Sayın Erdoğan’ın daha önceki dostluklarını, kankalıklarını, kardeşliklerini bu derin dostlukların nasıl bittiğini başımıza neler geldiğini hatırlıyorum ve Türkiye için endişeleniyorum. Umarım bu seferkinin sonu diğerlerine benzemez. Bu samimi buluşma kapsamında Uygurlu kardeşlerimize yapılan zulümden bahsedemediler. Burada şaşırtıcı bir durum yok. Cinping Perinçek’in emrindeki Cumhur İttifakı’ndan Uygurlara yapılan zulüm karşısında omurgalı bir duruş zaten beklemiyoruz. Ama görüşme sırasında ilginç bir şey oldu. Tam da Çinli Bakan’ın geldiği gün ‘Kanal İstanbul projesiyle ilgili olarak plan değişikliklerini askıya çıkardık.’ diye açıklama yaptılar. Açıklama için neden o günü beklemişler? Milletimiz bunu neden Çinli Bakan’ın geldiği gün öğreniyor? Milletimizin bu dar zamanında Kanal İstanbul saçmalığı için kapalı kapılar ardında Çin’le iş mi çeviriyorsunuz? Üç-beş milyar dolar için Doğu Türkistan’daki Müslüman Türk’ün hakkını, hukukunu ve namusunu Çin’e kilim mi ediyorsunuz?”

Tabiata zarar vereceği kesin ama inadından vazgeçmiyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bilim insanlarının tüm uyarılarına rağmen Kanal İstanbul Projesi’nden vazgeçmediğini dile getiren Akşener, “İlla bir kanal açacaksan Urfalıların feryadını duy. Git, GAP’ta sulama kanalları aç, yağmurlama sistemleri kur, toprak ana bire beş versin, çiftçimiz de ülkemiz de zenginleşsin. Kırk yılda bir memlekete bir hayrın dokunsun ama nafile. Tabiata zarar vereceği kesin, Marmara Denizi’ni mahvedeceği kesin ama inadından vazgeçmiyor. Çünkü doğa, deniz, yeşil umurunda değil. Çünkü milletimiz umurunda değil. Çünkü kendinden başka hiçbir şey umurunda değil.” diye konuştu.

Akşener, artık bütün dünyanın denetimsiz, kontrolsüz büyümenin getirdiği iklim kriziyle mücadele etmek için kolları sıvadığını Türkiye’nin de bu mücadelenin dışında kalamayacağını belirtti.

Yalnızca 2021 yılının ilk üç ayında atmosfere 9,9 milyar ton karbondioksit salındığına, 173 milyar ton buzulun eridiğine, 222 milyon ton gıdanın israf olduğuna ve denizlere 2 milyon ton plastik atık bırakıldığına dikkati çeken Akşener, Türkiye için de alarm zillerinin çaldığını, iktidarın bir an önce somut adımlar atmak zorunda olduğunu vurguladı. BM’nin 2002-2018 yılları için 43 ülkenin sera gazı emisyonu verisini açıkladığını anlatan Akşener, “Bu 17 yılda 43 ülkeden 31’i emisyonunu azaltmış. Türkiye’deyse yüzde 82 artmış. Bu, havayı kirletmede şampiyonlar ligindeyiz demek. Bu havayı biz soluyoruz, evlatlarımız soluyor, sevdiklerimiz soluyor. Sularımızı da ‘yarın yokmuş gibi’ tüketiyoruz.” dedi.

Akşener, Türkiye’nin su kaynakları bakımından çöl ülkesi olarak bilinen Irak, Mısır, Sudan gibi ülkelerden daha geri olduğunu, son 12 yılda üçte bir oranında daha az suya erişebilir hale geldiğini kaydetti.

İktidara geldiğimizde ilk iş olarak Paris Anlaşması’nı onaylayacağız

Türkiye’nin, Eritre, Irak, İran, Libya ve Yemen’le beraber Paris İklim Anlaşması’nı onaylamayan altı ülkeden biri olduğunu hatırlatan Akşener, iktidara geldiklerinde ilk iş olarak Paris İklim Anlaşması’nı onaylayacaklarını aktardı.

Yeni ABD yönetiminin ilk iş olarak Paris İklim Anlaşması’nı onayladığını, İklim Zirvesi’ni organize ettiğini ve Türkiye’yi de bu zirveye davet ettiğini anımsatan Akşener, “Sayın Erdoğan, o zirvede ne diyecek, gerçekten çok merak ediyorum. Acaba, İstanbul Sözleşmesi’nde olduğu gibi ‘Paris Anlaşması’na ne gerek var, mevcut yasalarımız çevreyi korumak için yeterli’ mi diyecek? Yoksa, ‘Değerlerimize aykırı olan Paris Anlaşması’nı tanımıyoruz. Biz, yerli ve milli Gaziantep iklim anlaşmasını kaleme alacağız’ mı diyecek? Ne diyeceğini o gün geldiğinde göreceğiz ama kesin olan şu ki Türkiye’nin iklim krizi ve doğa konusunda bir an önce harekete geçmesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.