İstanbul
30°

AÇIK

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

CHP bir milli güvenlik meselesi haline dönüştü

CHP bir milli güvenlik meselesi haline dönüştü

ABONE OL
1 Aralık 2020 12:29
CHP bir milli güvenlik meselesi haline dönüştü
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Bahçeli, MHP TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu

TBMM (AA) – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Bir CHP milletvekilinin kalkıp Türk ordusuna ‘satılmış’ demesi, bize göre hesabı sorulması gereken şerefsizliktir, kepazeliktir, Türkiye husumetinin kök salmasıdır.” dedi.

Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, ne pahasına olursa olsun, ülkesine kara çalmanın hiçbir siyaset ve fikir adamını şerefli yapmayacağını, bugüne kadar da yapmadığını söyledi.

Devletini, milletini küçük görenlerden, iç ve dış siyaset mahfillerinde ileri geri konuşanlardan geçmişte namuslu bir siyaset adamı çıkmadığını, bugün de çıkmayacağını belirten Bahçeli, “Muhasım güçlerin elinden eteğinden tutanlar, onların ağızlarından çıkacak bir söze müzahir şekilde gelecek planlaması yapmak için hazır kıta bekleyenler dik duramazlar, yerli olamazlar, milli olamazlar, bu milletin evladı asla olamazlar.” diye konuştu.

“İşte CHP’nin yönetim kadrosu aynısıyla budur. CHP, Türkiye’ye cephe almış bir siyaset ayıbı, bir siyaset defosu, bir siyaset falsosudur.” ifadelerini kullanan Bahçeli,  şöyle devam etti:

“Bizim CHP’yle sorunumuz, Türkiye’yle sorunu olduğu içindir. Bizim CHP’yle sorunumuz sakat ve sancılı politikalarıyla ilgilidir. Geçen hafta, bir bakıma CHP’ye oy vermeyen öğretmenlerimizi aşağılayan, onlara öğretmen demeyen Kılıçdaroğlu’nun, sorarım sizlere neresi demokrattır? Öğretmene, işçiye, memura, esnafa, emekliye, sanayiciye, işsize, çiftçiye verdiği oy kadar kıymet yükleyen bir siyasi zihniyetin samimiyetinden, insan sevgisinden, müşfik ve muhik muamelesinden söz etmek mümkün müdür?

CHP’nin kumaşını kesen kesmiş, tarlasını süren çoktan sürmüştür. CHP’ye oy veren kardeşlerimiz hayal kırıklığı içindedir. Onlara karşı yapılan haksızlıklar, saygısızlıklar diz boyudur. ABD’ye ‘demokrasimize müdahale edin’ çığırtkanlığı yapan bir CHP’nin neresi doğrudur? Türkiye’yi yalanlarla dışarıya jurnalleyen bir CHP’nin nesi düzgün, neresi dürüsttür?

Yine bir CHP milletvekilinin kalkıp Türk ordusuna ‘satılmış’ demesi bize göre hesabı sorulması gereken şerefsizliktir, kepazeliktir, Türkiye husumetinin kök salmasıdır. Kahraman Türk ordumuzun satılan, satılmış görülen yeri neresidir? Terörle mücadelesi mi satılmıştır? Millet ve kanun ordusu oluşu mu satılmış görülmektedir? Fırat Kalkanı’ndan Zeytin Dalı Harekatı’na, Barış Pınarı Harekatı’ndan Pençe operasyonlarına kadar ova ova, dağ dağ, mağara mağara, şehir şehir, deyim yerindeyse köşe bucak hainleri arayan, sonra bulan, bulduktan sonra da imha eden kahramanlar mı satılmıştır? Sınırımızda nöbetçi, gökyüzümüzde kartal, gönlümüzde şükran, dileğimizde dua, dilimizde Peygamber ocağı, tarihte muzaffer bahadırlık olan kahraman Türk askeri mi satılmıştır?

Orduya ‘satılmış’ demek, bedelsiz satılmışlığın, uşaklığın aleni beyanıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle, bu zehirli ve zillet CHP anlayışına diyorum ki; askere düşmanlık, düşmana askerliktir. CHP’nin kutuplaşmadığı, kurcalamadığı, kaşımadığı, kanatmadığı, karıştırmadığı geriye ne kalmıştır?”

“Boşa kürek çekiyorlar”

Devlet Bahçeli, Türk askerinin Libya’daki mevcudiyetinin, Doğu Akdeniz’den Afrika içlerine, Suriye’den Katar’a, Dağlık Karabağ’dan Irak’a, Afganistan’dan Kıbrıs’a kadar varlığının CHP’nin, İYİ Parti’nin, HDP’nin, SP’nin ve bilumum çıkar ortaklarının uykularını kaçırdığını ifade ederek şunları kaydetti:

“Batı’nın oyunlarına ses çıkaramayan densizler, Katar ile yatıp Katar ile kalkıyorlar. Boşa kürek çekiyorlar, boşuna çırpınıyorlar. Bilhassa Türkiye, hak ve menfaatlerini muktedir şekilde savundukça, Kılıçdaroğlu’nun gözüne perde, gönlüne peçe iniyor. CHP sokakları tahrik etmiş, vatandaşlarımızı istismara yeltenmiş fakat başaramamıştır. Sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını manipüle etmiş, ne var ki sonuç alamamıştır. Uluslararası toplumu, küresel kuruluşları, husumet lobilerini kışkırtmış, velakin emeline muvaffak olamamıştır. Şimdi de sırayı Türk askeri mi almıştır? Bu terazi, bu sıkleti çekmez, bu tekerlek bu tümseği geçemez. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine zilletin lekesi sürülemez.

Türkiye Cumhuriyeti, pastane liberallerinin, meyhane devrimcilerinin; arada poşu takan, derede mekap giyen, tepeye varınca mermiyi yiyen kanlı bölücülerin; köşeleri kaybolmuş tatlı su kurnazlarının; pos bıyıklarıyla, doymayan kursaklarıyla boğazın iki yanına tutunmuş küreselcilerin eline, emeline, heveslerine, hedeflerine terk edilemez, Allah’ın izniyle de terk edilmeyecektir. Artık öyle bir noktaya gelinmiştir ki ismini saydıklarımın çatı ve çıkar örgütü haline gelen CHP bir milli güvenlik meselesine dönüşmüştür. İşte zillet budur. İşte hezimet budur. İşte dalalet, işte cehalet bu kirli anlayışla mündemiçtir.”

“Cellat, ceberut ve çete ülkelerinden birisi”

Bahçeli, İranlı bilim insanı Muhsin Fahrizade’nin Tahran’da uğradığı silahlı saldırıda öldürülmesinin, Kasım Süleymani suikastından sonra gerçekleşmiş en vahim cinayetlerden birisi olduğunu söyledi.

Lanetledikleri bu hunhar saldırının çok organize şekilde icra edildiğinin anlaşıldığını dile getiren Bahçeli, “Ziyadesiyle kırılgan halde bulunan bölgesel huzur ve barışı temelinden bozmayı amaçlayan her türlü ahlak ve hukuk dışı arayışı, saldırıyı ve komployu terörizmden ayrı tutmuyor, ayrı görmüyoruz.” dedi.

Hem Orta Doğu hem Afrika’nın, istikrarsızlığın pençesinde, terörün gölgesinde, rövanşist çatışmaların, misillemeye dayalı silahlı rekabetlerin tam göbeğinde olduğunu belirten Bahçeli, “Uzun yıllardır mazlumların gözlerinden yaş, gövdelerinden kan akmaktadır. Sömürgeciler insanlığın her kazanım ve değeriyle savaşmışlardır. Dehşet verici adaletsizlik hepimizin malumudur. Bir gram elmas, bir parça pırlanta, bir galon petrol veya bir metreküp doğal gaz insan canından, insan varlığından, insan haysiyetinden önemli görülmüş, öncelikli sayılmıştır. Demokrasi ve özgürlük boyası sürünmüş zalimler eliyle coğrafyalar sömürülmüş, toplu katliamlar yapılmış, cinayetler işlenmiştir. Toprağın altı üstüne çıkarılmış, üstündekiler de altına gömülmüştür. Fransa bu karanlık geçmişin cellat, ceberrut ve çete ülkelerinden birisidir.” değerlendirmesini yaptı.

Fransa’nın geçmişinde kan ve işgal olduğunu ifade eden Bahçeli, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un iç siyasette sıkıştıkça, gelecek seçimleri kaybedeceğini hissettikçe Türk ve İslam düşmanlığının dozajını sürekli arttırdığını söyledi.

Bahçeli, “Fransa; Doğu Akdeniz’de karşımızdadır, Libya’da karşımızdadır, Suriye’de karşımızdadır, Dağlık Karabağ’da karşımızdadır, Afrika’da karşımızdadır. Türkiye hakkın yanındadır, haklının yanındadır, hakikatin yanındadır; Fransa’nın yanında olduğu da terör örgütleri, kanlı şebekeler, bölücü mihraklar, paramiliter gruplar, denizlerde yan kesicilik yapan korsanlardır.” diye konuştu.

Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Fransa’yı bilmek ve tanımak için Cezayir soykırımına, Ruanda soykırımına, Gabon, Senegal, Benin, Tunus, Gine, Burkina Faso, Çad, Kamerun, Cibuti katliamlarına bakmak yeterli değildir. Bu melanet istilacının hangi canilikleri yaptığını görebilmek için 1920 Antep’ini, Adana’sını, Urfa’sını incelemek kaçınılmaz bir ödev, ertelenemez bir görev, milli bir mükellefiyettir. Antep’te, Kuvayı Milliye’ye erzak taşırken yakalanıp Dokurcum Değirmeni’nde kurşuna dizilen, cansız bedenleri süngülenen küçük yaşlardaki 14 kahraman çocuğun katili bu Fransa’dır. Tıpkı hendek kazan teröristlere karşı verilen mücadelede olduğu gibi, Antep’te sokak sokak, mahalle mahalle barikatlar kurup çatıştığımız düşman ülke bu Fransa’dır. Ahali namaza durmuşken, camilerimize top mermisiyle saldıran ülke bu Fransa’dır. Özgürlük diyorlar, eşitlik diyorlar, kardeşlik diyorlar, bunların hepsini göre göre, göstere göstere çiğniyorlar.

Fransa Senatosu’nun Dağlık Karabağ ile ilgili hükümsüz, geçersiz ve kağıt parçasından farksız kararı Türklüğün ayakları altındadır. Neymiş, Senato Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni küstahça tanıyormuş. Bu konuda Fransa hükümetine de akıl ve hukuk dışı bir tavsiyede bulunuyormuş. TBMM’de grubu bulunan dört siyasi partinin Fransa Senatosu kararına sert ve isabetli tepkisi kayda değer ve takdire şayan bir duruşun belgesidir. Ermeni sevdası nükseden Fransa her zaman olduğu gibi, tarihin yanlış tarafındadır. Bu Fransızlar ister kabul etsinler, ister etmesinler, ister sevsinler ister sevmesinler, Dağlık Karabağ Azerbaycan toprağıdır, Karabağ Türk’tür, Karabağ ebediyen Türk yurdudur. Tarih gözlerini açtı, coğrafya uykusundan uyandı, Türklük ihtişamlı mazinin iradesiyle kutlu bir istikbalin muhteşem rotasını çizdi. Geriye çark yoktur, bu yoldan dönüş yoktur, mücadeleden taviz yoktur.”

“Türkiye’nin sıcak mesajlar verdiği bir dönemde…”

Bahçeli, Doğu Akdeniz’de yaşanan ve milli sabrı zorlayan provokasyonların, Türkiye’ye karşı teşekkül etmiş husumet ve hıyanet cephesinin bir yönüyle deşifresi olduğunu söyledi.

Müslüman nüfusun en yoğun olduğu Almanya ve Fransa’da haftalardır ırkçı ve İslamofobik saldırılar yaşandığını anımsatan Bahçeli, “Avrupa, insan haklarıyla, insanlığın evrensel kazanımlarıyla yollarını kapanmamak üzere ayırmıştır.” dedi.

Yunanistan’da, seçilmiş İskeçe Müftüsüne karşı yapılan alçak ve ırkçı saldırıyı kınadığını, gelinen aşamanın Avrupa’nın hüsranı olduğunu ifade eden Bahçeli, 23 Kasım 2020 Pazartesi günü, İrini Harekatı kapsamında, bir Alman firkateyninin, hiçbir hukuk kuralıyla, hiçbir dostluk ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde Türk bandıralı bir ticaret gemisine baskın düzenlediğini hatırlattı.

Devlet Bahçeli, “Türkiye’nin AB ile karşılıklı saygı ve eşit haklara dayalı diyaloglarını canlandırmak için sıcak mesajlar verdiği bir dönemde, üstelik 10-11 Aralık 2020 tarihlerinde yapılacak AB Liderler Zirvesi’ne sayılı günler kala, Doğu Akdeniz’de vuku bulan provokasyonun izahı yoktur, ifadesi yoktur, saklanacağı hiçbir kılıf da olamayacaktır. Bu korsan müdahale muhatap hiçbir devletin yanına bırakılmamalıdır.” diye konuştu.

Libya’ya kimlerin silah sevk ettiği, kimlerin Hafter’i desteklediğinin ortada olduğunu dile getiren Bahçeli,  “Uluslararası deniz hukukunun mihenk taşı olan ticari gemilerin seyrüsefer güvenliği ilkesi yok sayılmıştır. Bize göre İrini Harekatı Doğu Akdeniz’de kurulmuş mayınlı bir tuzaktır. 31 Mart 2020’den bu tarafa devrede olan bu harekatın meşruluk temelleri zayıf, güvenirliği sallantıdadır. Taraf ülkeler akıllarını başlarına devşirsinler, Doğu Akdeniz’de önümüzü kesen kim olursa olsun her ihtimali göze almalıdır, bir yaparken bin düşünmek mecburiyetindedir. Mavi vatana karşı boyun borcumuz neyse yapılması gereken odur. Dileğimiz AB Liderler Zirvesi’nde aklı selimin hakim olması, yaptırım yanlışına üye ülkelerin düşmemesidir. Yine dileğimiz, Doğu Akdeniz’de sağduyunun, yapıcı ilişkilerin, dayanışmanın, eşit ve adil paylaşımın hakimiyet kurmasıdır.” ifadelerini kullandı.

 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.